ESHOT Gediz Atölyesi’nde 13 yılı aşkın süredir görev yapan sendika temsilcisi Fatih Gündüz’ün, maruz kaldığını belirttiği uygulamalar nedeniyle iş akdini 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi kapsamında haklı nedenle feshetmesi, belediye yönetimini hem hukuki hem de mali açıdan son derece kritik bir sürecin içine soktu.
Edinilen bilgilere göre Gündüz, 2025 yılında gerçekleşen grev süresinde sosyal medya paylaşımları nedeniyle disipline verilmiş, fakat disiplin süreci uygulanmadı. Daha sonra zorla yıllık izne çıkarılması istenen Gündüz, 23 Eylül 2025’te görevine dönmek istemesine rağmen “mutat dışı belge” gerekçesiyle işbaşı yaptırılmadan geri çevrildi. Bu tarihten itibaren günlerce işe hazır olduğunu resmî dilekçelerle bildirdiği ve işyerine fiilen gittiği hâlde çalıştırılmadığını belirten Gündüz’ün, aylar boyunca maaş ve sosyal hak ödemelerinden mahrum bırakıldığı iddia ediliyor. Ekim 2025 ile Şubat 2026 arasını kapsayan süreçte ücretlerin ödenmemesi ve Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinin uygulanmaması, ihtarnamede yalnızca iş hukuku ihlali olarak değil, aynı zamanda anayasal hakların da ihlali anlamına geliyor.
Noter aracılığıyla gönderilen ihtarnameyle birlikte sürecin resmiyet kazanması, ortaya çıkabilecek tazminat yükünü de gündeme taşıdı. Gündüz’ün 13 yılı aşan kıdemi dikkate alındığında, kıdem ve ihbar tazminatının yanı sıra ödenmeyen maaşlar, fazla mesai, yıllık izin ve sosyal hak alacaklarının toplamının milyonlarca lirayı bulabileceği ifade ediliyor. Mevcut hesaplamaların 5,8 milyon TL’yi aşan bir tabloya işaret ettiği, faiz ve yargılama giderleriyle birlikte bu rakamın 7 ila 10 milyon TL bandına kadar yükselebileceği iddia ediliyor.
Ancak asıl dikkat çekilen nokta, bu dosyanın tek başına bir uyuşmazlık olarak kalmayabileceği ihtimali. Uzmanlara göre Gündüz’ün haklı fesih kararı ve olası yargı süreci, “havuz” sistemine dâhil edilen diğer işçiler açısından emsal teşkil edebilecek nitelikte. Benzer durumda olduklarını ifade eden çalışanların da yargı yoluna başvurması hâlinde, belediyenin karşı karşıya kalacağı mali yükün katlanarak büyümesi ve kamu kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturması bekleniyor. Bu durumun, birkaç dosyayla sınırlı kalmayıp zincirleme davalarla birlikte belediyenin altından kalkmakta zorlanacağı bir finansal tabloya dönüşebileceği değerlendiriliyor.
Belediye yönetiminin “personel planlaması” ve “rotasyon” gerekçesiyle savunduğu “havuz” uygulaması ise yarattığı mağduriyetler nedeniyle giderek daha sert eleştirilerin odağı hâline geliyor. Havuz sistemine dâhil edildikleri için tazminatını alamayan ve başka bir iş feshi gerçekleşmediği için başka işe de başlayamayan çalışanlar ciddi bir ekonomik çöküş yaşıyor. İş hukuku açısından değerlendirildiğinde ise ücretin ödenmemesi ve işçinin çalıştırılmaması gibi durumların, haklı fesih için açık bir zemin oluşturduğu ifade ediliyor.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca hukuki bir ihtilafın ötesine geçerek siyasi sorumluluk tartışmalarını da beraberinde getiriyor. “Halkçı belediyecilik” söylemiyle öne çıkan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, kendi iştirakinde yaşanan bu süreç nedeniyle hem çalışanları mağdur eden hem de kamu zararına yol açabilecek bir yönetim anlayışı sergilediği eleştirileri giderek artıyor. Sürecin bu şekilde devam etmesi hâlinde, belediye bütçesinin tazminat ödemeleriyle ciddi bir yük altına girmesi ve işçi-işveren ilişkilerinde derin bir güven krizinin ortaya çıkması kaçınılmaz görülüyor.
Uzmanlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından sürecin kritik bir eşiğe geldiğine dikkat çekerek, “havuz” uygulamasına ilişkin mevcut politikanın sürdürülmesi hâlinde yargı süreciyle birlikte belediyenin ağır bir mali yükle karşı karşıya kalabileceğini vurguluyor. Fatih Gündüz dosyası ise yalnızca bireysel bir hak arayışı değil, aynı zamanda benzer durumda olan yüzlerce işçi açısından sürecin seyrini belirleyebilecek bir dönüm noktası olabileceği konuşuluyor.




