Onur Emrah Yıldız’ın Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılarak AK Parti’ye geçmesi elbette siyasi bir tercihtir. Bu tercihe tepki göstermek, protesto etmek, slogan atmak ve siyasi eleştiride bulunmak herkesin demokratik hakkıdır. Ancak bir siyasi karara tepki göstermek başka, insanı inancı ve ailesi üzerinden toplum önünde rencide etmek bambaşka bir şeydir.

Çiğli Belediyesi önünde düzenlenen protestoda CHP Çiğli İlçe Başkanı Av. Süleyman Karadağ’ın yaptığı konuşma ve kullanılan bazı ifadeler, tam da bu nedenle tartışılması gereken bir noktaya geldi.

Yıldız’a yönelik “Hain Emrah”, “Düşkün Emrah” şeklindeki sloganların yanı sıra, konuşmalar sırasında “Yezit” ve “düşkün ilan edilsin” şeklindeki ifadelerin kullanılması, siyasi eleştirinin sınırlarını aşan bir dil oluşturdu.

Orada yalnızca siyasi tepki göstermek için bir araya gelen vatandaşları değil, Cumhuriyet Halk Partili vatandaşlar da oradaydı..
Ve dikkat çekici olan şuydu: Bazı CHP’li vatandaşların dahi kendi aralarında bu sözleri ve kullanılan üslubu kınadıkları duyulan seslerden..

Bu önemli bir ayrıntı.

Çünkü burada mesele Onur Emrah Yıldız’ı savunmak ya da savunmamak değil.

Mesele, siyaset yaparken hangi sınırları koruyacağımızdır.

“Düşkün” siyasi bir söylem değildir

“Düşkün” kelimesinin üzerinde özellikle durmak gerekiyor.

Alevi inanç ve geleneğinde “düşkünlük”, günlük siyasi tartışmalarda kullanılabilecek sıradan bir hakaret veya slogan değildir. Alevilikte yolun erkân ve âdâbına aykırı davranışlarla bağlantılı, tarihsel ve inançsal anlamı bulunan bir yaptırım mekanizmasıdır.

Dolayısıyla bir insanın siyasi parti değiştirmesine tepki göstermek için bu kavramı megafondan kullanmak, yalnızca “siyasi eleştiri” olarak geçiştirilebilecek bir konu değildir.

Bir insanı inancı üzerinden toplum önünde damgalamak, siyasi eleştiriden farklı bir şeydir.

Aynı şekilde “Yezit” gibi tarihsel ve inanç dünyasında çok ağır çağrışımları bulunan bir ifadeyi siyasi protestonun parçası haline getirmek de toplumsal karşılığı düşünülmesi gereken bir tutumdur.

Bir başka dikkat çekici nokta ise Onur Emrah Yıldız’ın babası Kemal Yıldız üzerinden yürütülen tartışmadır.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Yıldız’ın inanç değerleri üzerinden eleştirildiği ve babası Kemal Yıldız’ın dernek üyeliğinden ve görevinden istifa etmesi yönünde çağrı yapıldığı görülüyor.


Bir belediye başkanının siyasi tercihi nedeniyle ailesi neden siyasi tartışmanın tarafı haline getiriliyor?

Bir insanın siyasi tercihi kendisini bağlar.

Ailesini değil.

Çocuklarını hiç değil.

Süleyman Karadağ elbette Onur Emrah Yıldız’ı eleştirebilir.

CHP Çiğli İlçe Başkanı olarak siyasi tepki gösterebilir.

Parti tabanına seslenebilir.

Protesto düzenleyebilir.

Bunların tamamı demokratik siyasetin içerisindedir.

Ancak bir ilçe başkanının kullandığı dil ile sıradan bir vatandaşın öfkeli dili aynı sorumluluğu taşımaz.

Bir siyasi parti yöneticisi, kalabalığın öfkesini daha da büyütmek yerine, onu demokratik zeminde tutabilecek bir dil kullanmalıdır.

Çünkü megafondan çıkan söz yalnızca o anda orada bulunanlara ulaşmaz.

Sloganlaşır.

Yayılır.

Başka insanlara ulaşır.

Ve bazen bir insanın ailesine, çocuklarına ve sosyal çevresine kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir.

Orta Çağ’ın dışlayıcı diliyle siyaset yapılmaz

Bugünün demokratik toplumunda siyasetçinin görevi insanları inancı üzerinden sınıflandırmak, dışlamak veya bir topluluğun önünde damgalamak değildir.

Orta Çağ’ın dışlayıcı ve insanları birbirinden ayıran zihniyetini çağrıştıran yöntemlerle kalabalığı galeyana getirmek, yalnızca hedef alınan kişiye değil, toplumun ortak kültürüne ve inanç değerlerine de zarar verir.

Çünkü inançlar siyasi öfkenin malzemesi haline getirildiğinde, sadece bir kişi hedef alınmış olmaz.

İnancın kendisi de siyasetin sertliğinin içerisine çekilmiş olur.

Bu nedenle bugün Onur Emrah Yıldız üzerinden yaşanan tartışmanın çok daha ötesine bakmak gerekiyor.

Bugün bir siyasetçinin inancı üzerinden slogan atılmasını normalleştirirsek, yarın başka bir siyasetçinin başka bir inancı üzerinden aynı şeyin yapılmasının önünü açmış oluruz.

Siyasetin hesabı siyasetle sorulur

Onur Emrah Yıldız’ın AK Parti’ye geçişi eleştirilebilir.

Seçmene karşı sorumluluğu sorgulanabilir.

Verdiği siyasi sözler tartışılabilir.

Parti değişikliğinin gerekçeleri sorulabilir.

Ama bütün bunlar siyasi zeminde yapılmalıdır.

İnanç üzerinden değil.

Aile üzerinden değil.

Çocukların ve yakınlarının hayatına dokunabilecek bir damgalama dili üzerinden hiç değil.

Çünkü siyaset geçicidir.

Partiler değişir.

Başkanlıklar biter.

Seçimler gelir, geçer.

Ama insanların birbirine söylediği bazı sözlerin izi yıllarca kalabilir.

Siyasetçi rakibini ne kadar sert eleştirebilir?

Cevabı basit:

İnsan onurunu çiğnemeden.

Çünkü siyaset ne kadar sertleşirse sertleşsin, inançların, ailelerin ve insan onurunun dokunulmaz bir sınırı olmalıdır.